|
|
|
DEMİR
SEZER
|
| Demir
34 haftalıkken 2400 gr. ve 43 cm. uzunluğunda doğmuş.
Annesi Ebru Sezer bizlerle erken doğum hikayesini ve sonrasını
paylaştı. Teşekkürler Ebru.... |
| . |
| Ebru'ya
ve tüm ailesine sağlık ve mutluluk dolu uzun seneler diliyorum....
16.12.2000 |
| _________________________________ |
| Ebru
Sezer, 1974 Ankara, Bilgisayar Yük Müh., Halen Hacettepe
Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Mühendisliği Bölümü'nde
öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. |
|
 |
O
gün eşim işten beni almıştı. Ve bence işimdeki son haftamdı.
Yıllık izinlerimle birleştirip uzun bir doğum öncesi dinlenme
ve bebeğimle flört etme dönemi geçirmek istiyordum. Ancak
bu tatil için bir engel vardı: Yüksek mühendislik tezim
için ertesi hafta jüri önüne çıkacaktım. Tüm hafta evde
hazırlanıp bu işi bitirecektim. Bu planlarla uykuya daldım. |
19
Eylul 2000'de gece uyandığımda kıyafetlerim, yatağım tamamen
ıslanmıştı. Ve yorgunluktan ıslaklığı hissedebildiğim
ama uyanamadığım gaflet dakikalarım geçer geçmez yataktan
fırladım. Daha 7. ayın ortalarındaydım bir hafta önce
doktorum herşeyin çok normal olduğunu söylemişti. Bu su
akıntısı nereden çıkmıştı. Hemen eşimi uyandırdım ve anneme
telefon açtım. Sular geldi dedim. Kadıncağızın ilk tepkisi
mutfaktan mı diye sormak oldu (Mutfak dolabının altında
bazen su akıntısı oluyordu). Ben panikle 'benden anne
benden' diye çırpınınca annem hemen hasteneye dedi. Çantamı
alıp çıktım. Eşim o arada ne yapıyordu hiç hatırlamıyorum.
Sadece hızlı kullanma panik yapma diye uyarıp duruyordum.
Hastanede suyumun geldiğini doktorlar da teyit edip (aslında
görünen köy klavuz istemiyordu) iki ihtimal olduğunu söylediler:
ya vücudum suyu yeniden üretecek ve gebelik devam edecekti
ya da eyleme gireceğim ve erken doğum olacaktı. Erken
doğumu duyunca bebeğime umduğumdan önce kavuşacak olmanın
sevinci içimden yel gibi geçti ve yerini hemen endişeye
bıraktı zira doktorum erken doğan bebeklerin yaşadığı
sorunları anlatmaya başlamıştı. Eyleme girme şüphesi ile
iki gün doğumhanede yattım. Baktılar ki gelen giden yok
beni servise çıkardılar. Ancak su mütemadiyen akıyor,
kesilmiyordu. Her ayağa kalktığımda, yürüdüğümde ... Her
ultrasonda ya da her NST (NTS de olabilir) doktorlar kötü
birşey diyecek diye korkudan tansiyonlarım çıkıyordu.
Onlara göre bebek hareket ettiği sürece beklemekten başka
yapacak birşey yoktu. Hareketi kestiği yada azalttığı
anda sezeryanla doğum kararı alınacaktı.
En büyük sorumluluk olan hareketleri sayma işi bana verildi.
Ve işin kötüsü o hareketler gün be gün cılızlaşıyordu.
Endişemi anlatamam. Her anı ben ne yaptımda su kesesi
patladı. Niye bu kadar çalıştım, niye kendimi esirgemedim
diye kendimi şuçlamakla geçti.
Derken hafta sonu Cumartesi doktorum artık suyun yok denecek
kadar az kaldığını Pazar günü için doğum kararı alabileceğini
söyledi ve 'benim durumumu anla, ben de bebek için en
doğru olanı seçmeye çalışıyorum' dedi. Ben de 'sizde beni
anlayın korkuyorum' dedim. Bu en son konuşmamızdı.
Cumartesi öğleden sonra nişan denilen olay gerçekleşti
ve seyrekçe kasılmalarım başladı. Cumartesi öğleden sonra
başlayan kasılmalar Pazar öğlene dek sürdü ve artık öğlen
tam anlamıyla periodik sancılarım başlamıştı. Doğumhaneye
indirildim. Sancı odasında bekliyordum. Başımda bir araştırma
görevlisi ve iki intern doktor vardı. Hepside bilgisayar
konusunda müthiş meraklı. Ben kasılmaların arasında onların
sorularına cevap veriyordum. Efektif doğum sancısı denilen
bir iki taneden sonra ağrı kesici verdiler ve doktorum
geldi. Periyodik olarak bebeğin gelişini kontrol ediyorlardı.
Doktorun saçları göründü doğumhaneye dediği an sanki o
ana kadar sancıları çeken ben değilmişim gibi hakikatten
doğuruyorum ya dedim. Aslında o ana kadar Demir'le hep
konuşmuştum. Hadi oğlum ben elimden geleni yapıyorum sende
yardım et diye yineleyip duruyordum.
Neyse doğumhaneye geçildi. Doktor 'bir defada alacağız
Ebru en uzun ve güçlü ıkınmanı istiyorum' dedi. Ve bir
defada Demir içimden dışarı kaydı ve hayatta asla unutamayacağım,
mutluluğun en tepeye vurduğu noktayı yakaladım. Gerisi
doktorun beni toparlaması ve benim bebeğime yapılan işlemleri
izlememle bitti.
Demir, 2400 gr ağırlığında ve 43 cm uzunluğunda doğdu.
Kilosuna herkes iyi diyordu ama her tarafı buruş buruş,
derisi kat kattı, vucudu tüylerle kaplıydı. Bu tarif kulağa
güzel gelmesede o benim gördüğüm en güzel bebekti.
Artık onu karnımda kaybetme korkulu rüyasında çıkmıştım.
Rahatlamış yatağımda ikram edilen sıcak çayı içiyordum
ve bebeğimin doğumu düşünüyordum. Demir'im küvöze gitmişti.
Tek kötü yanı buydu. O gece sabaha kadar sanki Demir hala
karnımda ve beni tekmeliyormuşcasına irkildim.
Ertesi sabah doğru küvöze gittim. Hemşireler bana oranın
kurallarını anlatıp kullanılabilecek biberonları, süt
sağma makinalarını falan gösterdiler. Ve bebeğimin başına
geçtim. İçimden sevgi şefkat taşmasını beklerken, korku
ve beceriksizlik duygusuna kapıldım. Onu kucağıma alıp
tanıştım. Ellerini tutup tokalaştık. Tüm çabalarıma rağmen
emziremedim. Süt yoktu ve o çekecek kadar becerikli değildi.
Acaip bir suçlulukla servise döndüm. Oradaki makinanın
başına geçip uğraştım. Sonrası makinalarda süt sağmak
için denemeler, denemelerden sonra birfiil emzirme dönemi
ile geçti. Demir sarılık oldu, ışık tedavisi gördü. Onun
fototerapiden çıktığını eşim söylediğinde havalara uçtum.
Hele küvözden çıkıp sepete yerleştirildiğinde artık herşey
yoluna giriyordu.
Benim hasteneden çıkmam gerekiyordu. Aslında ne doktorlar
ne hemşireler böyle bir zorlamada bulunmadı ama yatak
işgal etmemem gerekiyor diye düşünüp eve çıktım. Ama ne
kötüydü. Eşim ve ben evde, Demir küvözde. İnsanın canını
bırakıp gitmesi buymuş. Evde Demir için gerekli hazırlıklar
yapıldı. Ve Muhteşem Pazar günü telefon edip 'Demir Sezer
taburcu' dediler. Bu kez onu emzirmeye, görmeye değil
almaya gidiyorduk. O gece herşey olması gerektiği gibiydi
Önder, ben ve Demir beraberdik.
İlk gece Demir'in hıçkırmasının beni nasıl paniklettiğini
anlatamam. Ne kadar çaylak bir anne olduğumu tahmin edemezsiniz.
Sonrası başka bir sefer.....
Seni seviyorum Demir
Hiç düşünemeyeceğin kadar,
Hatta benim bile düşünemeyeceğim kadar... |
 |
DEMİR
NİYE DEMİR?
|
Demir'e
hamile olduğumu çok geç öğrendim. Tabi öğreninceye kadar
böyle birşeye hiç ihtimal vermediğim için yapmadığım kalmadı.
Röntgen filmleri çektirdim, antibiyotikler kullandım,
işte odamı düzenleyeceğim diye her türlü ağır eşyayı
kaldırdım. Seçim dönemiydi oy kullanmak için kaç saat
ayakta bekledim.
Doktora başka şikayetlerle gittiğimde ultrason istedi.
Ultrasondakilerde bebek var hem de hala kalbi atıyor dediler.
Odadan çıkıp Önder'e (eşime) bebek varmış dedim oda "hadi
ya" diyerek bizim olaya olan nekadar uzaylı olduğumuzu
gösterdi.
Sonra ongün istirahat ettim. O süreçte Demir bana sıkı
sıkı bağlandı. Bizde ona...
Erken doğum sürecini anlatmıştım.
İki aylıkken hastalandı. Ventolin kullandı ve ayaklarında
klonus (dokununca titreme) oluştu. FTR ve nörolojilerde
az günümüz geçmedi.
Düzenli egzersizlerimiz, kontrollerimiz vardı. 6 Ay içinde
klonustan da kurtulduk....
Demir, yaşadığımız her sıkıntılı süreçten bizi yüzümüzde
gülücükle çıkardı
Bu yüzden adı Demir |
| DEMİR'İN
BESLENMESİ |
Demir
doğduktan sonra küvöze gitti. Dolayısıyla düzenli emzirmek
bir hafta mümkün olmadı. Anne sütü emzirme olayı olmadığı
zaman insanın canını okuyor. Ağrı, sancı yapıyor ama dışarı
da çıkmıyor. Yani sütünüz hem var hem yok oluyor. Bu süreci
müthiş sancılı geçirdim ve neredeyse emzirmekten vazgeçecektim.
Doktora gidip süt üremesini engelleyen ilaçlardan istedim.
Tabii güzel bir fırçada yedim. "Bir haftalık bebek
anne sütü almayacakta ne alacak" diye doktor beni
tersledi ve sıcak su kompresi yapacaksın dedi. İşe yaradı.
Dört buçuk ay anne sütü aldı. Ben, o tarihte işe başlayınca
Demir olan haylazlığıyla emmeyi bıraktı. Yeni sevdası
biberonuydu. Tabi ben vazgeçermiyim. Süt sağma makinası
aldım biberona sağıp buzdolabına bırakıyordum. Annem ve
bakıcısı gün içinde ölçeklendirip veriyorlardı.
Demir yedi buçuk aylıkken çarpıntı şikayetiyle kullandığım
ilaç yüzünden bir hafta emziremedim. Sütümde azalmıştı,
bu vesileyle bitti. Bizim anne sütü hikayemizin sonu geldi.
Ek gıdalar arttı. Zaten 6 aylıkken başlamıştım.
Yaşına kadar inek sütü vermedim.
En kolay yediği yoğurttu. Ama ben hata edip her gün ısrarla
bir defa yedirmeye çalıştım. Aylarca yedi ama artık isyan
etti. Yoğurdu görür görmez "ööggghhh" diyor.
Yaşına kadar reçel yada bal vermedim. Hergün bir kaşık
pekmezimiz var.
Sebze olarak havuç, kabak, brokoli, bezelye, fasulye verdim.
Soya, patates, pirinç, mercimek, buğday' la değişik çorbalar
hazırladım.
Kabızlık şikayetimiz olduğunda yulaf unu ile çorba yapıyorum.
Herkese tavsiye ederim. Ayrıca yulaf genel olarakta verilmeli
bence zira çok besleyici.
Yağ olarak zeytin yağı kullandım. Tuz önceleri hiç yoktu.
1 yaşından itibaren başladım.
Şu an biz ne yersek yiyor. En sevdiği yemek sulu köfte,
patates yemeği, tavuk suyuna şehriye çorbası...
Kahvaltısında yumurta, peynir, ekmek ve ıhlamur var.
İnsan anne olunca bebeği herşeyi yesin hem de çok çok
yesin istiyor. Ama benim tecrübem bu konuda bebekle inatlaşmamak
gerektiğini gösterdi. İnat, bebeğin tiskinmesinden ve
hırçınlaşmasından başka bir işe yaramıyor.
Demir Sezer, şu an 13 aylık, 11 kg ve 81 cm. Kendince
yürümeğe çalışıyor. Bizde peşinde düşmelerinde koruyucu
melek olma sevdasıyla koşturup duruyoruz.. |
|
|