|
|
|
MİNA
DENİZ ERENSOY
|
| Mina,
24 Temmuz 2000'de 28 haftalık iken 750 gr. ve 33 cm. olarak
doğmuş. Mina'nın hikayesini okurken gerçekten ne kadar
azimli bir bebek olduğuna siz de kanaat getirceksiniz.
Bana göre, Mina'nın bu azmi tüm ailesine de güç vermiş
ve onlar da Mina gibi birer savaşçı olmuşlar. Mina bazı
sağlık sorunlarıyla başetmeye çalışıyor. Bir prematüre
bebeğin ne kadar küçük olabileceğini aşağıdaki resimlerde
göreceksiniz. Onu bir de şimdi görseniz... Yaşıtlarına
göre boy ve kiloda hiçbir eksiği yok... O gülüşü beni
mest ediyor... Mina, bizlere çok şey anlatıyor... Sabretmek,
azmetmek ve korkmamak! Yonca Hanım'a buradan, verdiği
ve halen vermekte olduğu mücadalede ne kadar başarılı
olduğunu bir kez daha söylüyor ve tüm ailesiyle mutlu
ve sağlıklı uzun yıllar diliyorum. Hikayeni paylaştığın
için teşekkürler Yonca... 11.09.2001 |
| web
sayfası: www.minaerensoy.com |
| _______________________________________ |
| Yonca
Güneş Erensoy, 3 Ocak 1971 doğumlu. Boğaziçi Ün.Kimya,
ardından Marmara Ün. Almanca İşletme mezunu. Şu anda
British Petrol'de müşteri temsilcisi. |
|
 |
Hamileliğimi
ve yaptığım erken doğumu hikayeleştirmeye karar verdiğimde
farkettim ki aslında hikayem henüz bitmedi. 9.9.1999 tarihinde,
uzun yıllardır tanıdığım ve çok sevdiğim eşimle evlendik.
Eşim bir deniz subayı ve görev yeri İzmir idi. Aslında
çalışmama ve kendimi oyalayacak bir sürü aktivitem olmasına
rağmen eşimi devamlı özlediğim için, evliliğimizin ilk
aylarından itibaren ben bir bebek istiyorum diye tutturdum.
Anlayacağınız kendim ettim, kendim buldum. |
|
Şaka
bir yana, şimdilerde Mina ya baktığımda yaşadığımız
onca maceraya rağmen, Tanrı'ya onu bana bağışladığı
için şükrediyorum.
Hamileliğim
aslında ilk aylardan beri sorunluydu. Ara ara kanamalarım
oluyor. Arada bir kaç gün hastanede yatıp normale dönüyordum.
Yapılan her müdehaleye bebek cevap veriyor. Ve onun
bu hayata sarılışı, bizi de mücadeleye davet ediyordu.
En son 25. haftanın içindeyken, gece saat 03:15 sularında
kanamam oldu, annem hamileliğim boyunca yanımda kaldığından
beni o satte kardeşim ile birlikte tekrar Amerikan hastanesi
ne kaldırdılar. Odaya çıktım ve yatış işlemlerim yapıldı.
Doktorum geldiğinde bana söylemese de doğuma kadar hastanede
yatmam gerektiğine karar vermiş. Hafta sonu eşim geldi,
bir kurs için 3 hafta kadar İstanbul'da kalacaktı. Ve
bizim evimiz artık hastane oldu. Her gün düzenli olarak
muayene oluyor, günaşırı ultrasona giriyor ve 24 saat
boyunca damardan kasılma önleyici ilaç alıyordum. Bir
ara kızımın kilosu 725 gr.da takıldı kaldı. 8 gün boyunca
girdiğim tüm ultrasonlarda tartısı artmayınca, hastanede
kalışımın 23. gününde doktor bebeği almaya karar verdi.
28 hafta ve 1 günlük ve sadece 750gr.'dı.
|
|
| O
sabahı ömrümce unutamam, ağlayarak beni ameliyata aldılar,
bırakın içimde kalsın daha çok küçük diye feryat ediyordum.
24 Temmuz 2000'de saat 13:53 de 28 haftalık ve 750
gr. olarak dünyaya geldi. Boyu sadece 33 cm. idi.
Ve burcu Aslan olmuştu. İlk birkaç gün oldukça müthiş
bir performans gösterdi. Bütün prematürelerin hayatlarının
ilk günlerinde, haftalarca bağlı kaldıkları ventilatör
denen yapay solunum aletinde kızım sadece bir gece kaldı.
Ertesi gün kanül ile kendi kendine nefes alabilir haldeydi.
Yoğun bakımda kaldığı günler içinde, sıradan normal bir
bebek nasılsa aynen öyleydi, prematüreliğin getirdiği
hiçbir riski yaşamadı. |
Ancak
herşey, ikinci haftada değişti. Önce kasık ve göbeğinde
fıtık ortaya çıktı ama o kadar küçüktü ki ameliyat olabilmesi
için 3 kg. civarına çıkmasını bekledik. Hastaneden çıktıktan
yaklaşık bir ay sonar, Marmara Üniversitesi hastanesinde,
göbek ve kasık fıtığından ameliyat oldu.
İkinci haftada değişen bir şey daha vardı: Doktorumuz,
baş çevresinin normalden biraz daha hızlı büyüdüğünden
bahsetti. O anda bana hiçbirşey ifade etmeyen bu bilgiyi,
eve döndüğümde biraz araştırınca büyük bir panik yaşadım.
Kızımın hidrosefali olma ihtimali vardı. Ertesi
gün bu konuyu doktoruna açtığımda, henüz böyle denemeyeceğini
bunun için gidişatı izlemek gerektiğini söyledi.
Tecrübesizlik, doktora ve hastaneye aşırı güven, bana
belki de hayatımın en büyük hatasını yaptırdı, BEKLEMEK!
Hidrosefali, belki de beklemeye hiç tahammülü olmayan
birkaç hastalıktan biri. Beyin içinde dolaşan beyin omurilik
sıvısının geçtiği kanallardan biri kızımda tıkalıydı.
Doğuştan değildi, zira ne anne karnında, ne de doğduğunda
farkına varılmıştı. Muhtemelen prematüreliğin getirdiklerinden
biriydi. Kafasının içi su ile dolmuş ve ventriküllerini
genişletmişti. Doktor bana hala bekle derken, ben yaptığım
küçük çaplı bir araştırma ile Türkiye’de çocuk beyin cerrahisinde
birkaç isimden biri olan doktorumuza ulaştım. Prof.Mehmet
Özek, Mina’yı görür görmez, hemen ameliyat dedi.
Bu hastalığın ameliyat dışında bir tedavisi yok. Ameliyatı
ise iki tip. Birincisi, beynin içinde biriken sıvıyı düzenli
olarak boşaltmaya yarayan ve şant adı verilen bir protez
takılması ki bu ömür boyu o protez ile yaşanacak demek,
ikincisi ise, tıkalı olan kanal eğer uygunsa endoskopik
bir müdehale ile açılması. Biz ikinciyi tercih ettik.
3.Ventrikülostomi adı verilen ameliyatın bir yaşın altındaki
çocuklarda başarı şansı düşük, zira vücudun açılan o deliği
kendi kendine kapama riski var. Benim kızım ameliyat olduğunda
7 aylıktı. Gerçi düzeltilmiş olarak 4.ayındaydı ama her
ikisi de bir yaşın altı demekti. Riski göze aldık ve kazandık.
Yani delik hala açık Tanrıya şükür.
Her şey bununla kalmadı, ameliyat esnasında doktorumuz,
bebeğimizde septum pellicidum adı verilen beynin iki parçasını
birbirinden ayıran zarın olmadığını fark etti. Bu başta
görme olmak üzere, hipofiz salgılarını ve daha bir dizi
problemi yaratan bir hastalık. SOD adı veriliyor. Hemen
bir MR daha çekildi. Zaten hidrosefalinin kontrolü için,
iki ayda bir düzenli MR çekiliyor ve bu çekimler sırasında
uyumak için anestezi alıyorduk. Yani alışkındık bu işe.
Bebek de yapılan testler ve MR sonucu hipofiz sapının
tekamülünü tamamlamadığı ve vücut salgılarının yetersiz
olduğu ortaya çıktı. Şu anda sadece her sabah troid hormonu
alıyor ama ilerleyen aylarda, hipofiz in salgıladığı diğer
altı hormonu da takviye olarak alması gerekecek. Bunlardan
önemlilerinden biri de büyüme hormonu.
Bunların dışında, kollarda ve bacaklarda spatisitemizi
de unutmamam lazım. Her gün fizik terapi yapılıyor.
|
| Zeka
sorunlarımız var mı ya da ileride olacak mı bunu henüz
bilemiyoruz. Ama dünyada daha güzelini görmenizin mümkün
olmadığı bir gülüşümüz var. |
 |
Mina
hiç normal hasta olmadı, yani hiç ateşi çıkmadı, hiç öksürmedi,
gaz sancıları yüzünden hiç sabahlamadık. Her zaman çok
güçlü bir bebekdi, büyük insanların dayanmasının mümkün
olmadığı 3,5 saatlik beyin ameliyatı sonrasında bile aldığı
onca narkosa rağmen, gülebilen bir bebekti. O bizim ailemizin
en güçlü ferdi. O tam bir ASLAN ve SAVAŞÇI.
|
 |
Bana
herkes bunca acıya nasıl dayanıyorsun diye sordu durdu.
Çok basit: O hiçbir zaman pes etmeyip, dimdik ayakta
dururken, benim dayanıksızlık gibi bir lüksüm olamazdı.
Ne hamileliğim keyfini sürebildim ne de lohusalık kompleksleri
yapabildim. Lohusalığım süresince, bir makineye süt
sağıp, dondurup hastaneye yetiştirmekten, sütüm azalmasın
diye 3 saatte bir o demir yığının başına oturmaktan,
çocuğumu elleyebilmek için iki saat dezenfekte olmaktan,
hastaneye gittiğim her gün sağlıklı doğum yapıp bebeğiyle
evine giden anneleri seyretmekten nefret ediyordum.
En kötüsü ise isyan edemiyor, gönlümce ağlayamıyordum.
Ama hepsi geçti, annelik bebeğiniz nasıl olursa olsun,
tarifi imkansız bir duygu. Bazen Tanrı bizim sabrımızı
ve inacımızı sınıyor diye düşünüyorum, ama nasıl olursa
olsun kızım için Tanrıya her zaman şükrediyorum.
Yonca
Güneş Erensoy 11.09.2001
|
|
|