|
|
|
UMUT
CESUR LALE
|
| . |
| Umut
Cesur 27 hafta 1 günlükken 1150 gr. ağırlığında doğmuş.
Şu anda 2.5 yaşında.... Annesi Pınar Lale, oğlu için tutmuş
olduğu günlüğü bizlerle paylaştı. Teşekkürler Pınar Hanım.. |
|
| Pınar
Hanım'a, oğlu Umut ve tüm yakınlarıyla birlikte sağlık
ve mutluluklar diliyorum.... 26.06.2001 |
| __________________________________ |
| Pınar
Lale; 1968 doğumlu, 11 yıllık avukat, özel bir şirkette
hukuk müşaviri olarak çalışmaktadır. |
|
 |
Şu
anda benim de problemim oğlumun boyunun biraz kısa olması
ve iştah problemi. Ama hala oğlumun bu kadar sağlıklı,
mutlu ve bu kadar zeki bir çocuk olduğuna, o günlerin
geride kaldığına inanamıyorum ve Allah'a şükrediyorum.
Bu olay benim gibi herşeyi programlı olan bir insana hiçbirşeyin
planlanamayacağını, yarının ne olacağının belli olmadığını,
yaşadığımız her sağlıklı anın kıymetini bilmemizi ve Allah'a
şükretmeyi öğretti. Hayatta aldığım |
en
büyük ders Umut Cesur, benim sevgili oğlum. Herhalde sizler
için de öyledir. O yüzden diger"normal" annelerin
sorun ettikleri şeyleri hiç problem etmiyor ve oğlumu
birazcık şımartıyorum. Çünkü bence o bunu hakediyor. Şimdi
tek düşüncem ona güzel bir eğitim imkanı vermek...
Pınar Lale |
| 9
ARALIK 1998 – ÇARŞAMBA – saat 12.30 – Acıbadem Hastanesi |
8
Aralık 1998 akşamı evde iştahla kurufasulye yedim. Sonra
gece uyuyamadım.Gaz sancısı diye sabaha kadar dolandım
durdum. Sabah işe telefon ettim, hastaneye gitmem gerektiğini
söyledim. Beraber hastaneye gitmek için annemi aradım.
Hava çok soğuk, kış, ayaz, sulu kar yağıyor. Annem Acıbadem
Hastanesine taksiyle gitmemizi söyledi, ben ise çok yakın
olduğundan yürüyerek gideriz, dedim. Yürürken dahi sancım
devam etti, hastanede beklerken su geldi. Doktorum Arkun
Hanlıoğlu hastanede yatacağımı doğum ihtimali olduğunu
söyledi. Aradan 1saat geçtikten sonra ise doğumun başladığını
ve bebeğin alınması gerektiğini söyledi. Normal doğum
mu sezaryan mı tercih ettiğimi sordu. Çocuğun yaşama ihtimali
çok zayıf olduğundan boşuna dikiş atılmasın diye normal
doğum yapabilirmişim. Ama bu durumda çocuk çıkmak için
zorlanacak, zaten gücü de olmadığından ölü doğum yapacaktım.
Ben ise şoka girmiştim. 3 ay erken! Çocuğum doğum sırasında
zorlanmasın diye sezeryan doğumu tercih ettim. Beni ameliyathanenin
bekleme yerine aldılar. Üstümü çıkarıp ameliyat önlüğü
giydirdiler ve elime, belime makinalar bağlayıp tek başıma
odada bıraktılar. O arada karnımdaki oğlumla konuştum.
Daha sonra Gülten ablamda ameliyathanenin bekleme yerine
alındı benle konuşup elimi tuttu. Daha sonra ameliyathaneye
aldılar ve beni bayılttılar.
Oğlumuz erkenden dünyaya geldi. 27 hafta 1 günlük,
yani 6 ay 10 günlük. Doğum kilosu 1150 gr. Sezeryanla
dünyaya geldi. Benden önce ameliyathaneden çıkmış. İlk
annem, Gülten ablam, kayınvalide görmüş. Annem, “bu çocuk
yaşar” demiş, her tarafı oynuyormuş. Küçücük şey! Hemen
yoğun bakıma aldılar. Küvözde tutuyorlar. Her tarafına
kablolar aletler bağlı. Ameliyathanede benden 3 parça
miyom çıkarmışlar. Tahlil neticesinde normal çıktı.Ben
o gün fiziken kendime geldim, ama kafam hiç yerinde değildi.
Ağrı sızı hissetmiyordum Oğlumun yaşayıp yaşamayacağını,
yaşarsa ne şekilde yaşayacağını düşünüyordum |
Öğlene
doğru ben hastaneden çıktım. O ana kadar oğlumu görmek
istemedim. Çünkü görürsem ve yaşamazsa bir daha o gözümün
önünden gitmez ve ben yaşayamam diye düşünüyordum. Bana
da hiç kimse git bak demiyordu. Sadece ağbim bana kızıyordu,
hala görmedin mi diye. Ama hastaneden çıkarken oğluma
veda etmek istedim eğer bir daha onu göremezsem diye.
Onu yoğun bakım servisinde bana gösterdiler ve ondan kopmak
çok zor geldi, daha hiç kucağıma almadan onu hastanede
bırakıyordum. Hayatımda yaşadığım en büyük acıydı bu benim
için. Can, beni annemlerin evine götürdü. Çok üzgündüm.
Bu arada herkes hepberaber oğlumuzun yaşaması için ne
yapabiliriz diye düşünüyorduk. International Hospital,
Amerikan Hastanesi, Cerrahpaşa ve Marmara Üniversitesi
Hastanelerini araştırdık Sonunda Marmara Üniversitesine
taşımaya karar verdik.İlknur da orada çalıştığı için bizim
için en avantajlısı bu hastaneydi. |
| Oğlumuzu
Alman Hastanesinden getirttiğimiz tam teçhizatlı özel
bir ambulansla Can, Uğur ağbim ve Cem Marmara Üniversitesine
taşıdılar. Ama hep makinalara bağlı olduğu için çok riskli
bir yolculuk yaptılar. Ambulansta bir doktor, bir hemşire
vardı ve özel taşıyıcılar küvezi tutanakla teslim alıp
tekrar Marmara Üniversitesindeki yoğun bakım servisine
zabıtla teslim ettiler. Hafta sonu olmasına rağmen oğlumu
doçent teslim almış. Oğlumuzun kilosu 750 gr.’a düştü.Bebek
Yoğun Bakım Ünitesi Başkanı : Doç. Dr. Eren Özek i ve
Doç Dr. İpek Hanım ve Doç. Dr. Hülya Bilgen var. Bu arada
eve süt makinası kiraladık. Üç saatte bir makinaya süt
sağıyorum ve Timuçin yada Can alıp hastaneye götürüyor.
Ama çok az çıkıyor, Zaten oğlum da çok az alabiliyor.
(10cc civarında). Onu da ağıdan mideye sokulan boruyla
verebiliyorlar. Can hep hastanede, Timuçin de öyle. Devamlı
birşeyler istiyorlar, ilaç, malzeme, tahlil, kan. Gece
gündüz hepsi birbirine karıştı. Oğlumun henüz akciğerleri
gelişmediğinden ağzındaki maskeyle oksijen vererek akciğer
zarının birbirine yapışmadan gelişmesini sağlamaya çalışıyorlar.
Oğlumun akciğerleri bu makineyle büyüyecek.Bu makine olmasaydı
akciğer zarı yapışacak ve oğlum nefessiz kalacaktı. Allah
kimseye vermesin. Her yarım saatte bir tansiyonunu ve
ateşini ölçüyorlar,Ağzında solunum cihazı, gözlerinde
maske bağlı ve ayrıca ayağından kalp atışlarını ölçen
bir alete bağlı.Hemen her gün oğlumdan kan alıp küçücük
tüplere dolduruyorlar ve tahlile gönderiyorlar. |
| Oğlumuzun
durumu geceye doğru kötüleşti. Üstelik bugün Can’ın doğum
günü. Gece genç doktorlar nöbetçi ve hep telefonla hocalara
soruyorlar. Kanının değişmesi gerektiğini söylediler.
Bu değişim 5-6 saat sürdü. Can hastanede sabahladı, beni
eve götürdüler. Oğlumun yaşamı pamuk ipliğinde ve elimizden
beklemekten başka hiçbirşey gelmiyor. Yarın Ramazanın
ilk günü ve Can bu haliyle oruç tutmaya başladı. Sarılık
olayı nedeniyle gözleri bağlı, çıplak vaziyette ışık tedavisi
yapıyorlar. Oğluşum üşüyecek diye çok korkuyorum. |
| Bugün
yılbaşı ve biz yoğun bakımdaki doktor ve hemşirelere pasta
ile meyve suyu ve kola götürdük. Oğlumuza saat tam
12’de “UMUT CESUR” adını verdik. Onu çok çok çok seviyoruz.
Ben onu küvözün içinden okşuyorum, onun da hoşuna gidiyor,
biliyorum. Onunla konuşuyorum, iki tane de müzik kutusu
var, hep onları dinletiyorum. |
 |
| Doğalı
23 gün oldu. Kilosu 1110 gr. Allahtan tek dileğim sağlıkla
şu hastaneden çıkması. Aklıma her türlü risk geliyor,
yaşasa da kör olma, sağır olma veya spastik olma riski
çok yüksek. Ne yapacağımı bilmiyorum. |
| 25.gün
– 1180 gr. BUGÜN İLK KEZ OĞLUMU KUCAĞIMA ALDIM |
| 28.
gün – 1180 gr. Mamasını biberonla alıyor. Ama çabuk yorulup
bir kısmını çıkartıyor. Gece yoğun bakıma büyük bir
makina getirdiler, oğluşumu küvözden çıkartıp akciğer
filmini çektiler. Solunumda güçlük olduğu için yine oksijen
maskı taktılar. |
| 31.gün
– 1290 gr. Yeniden akciğer filmi çekildi Bana “önemli
birşey yok” dediler. İdrar yollarında enfeksiyon saptanmış,
antibiyotik vermeye başladılar. Akşam yedek kanı var mı
diye sordular, var. Can’ın amcasının oğlu Capitol’de güvenlik
müdürü ve bütün personeli getirmiş kan verdi, yine Hakan’ın
ablası kan vermiş, 48 kilo imiş, kan alan hemşire çok
zayıf olduğunu söylemiş, ama yine de kendisi vermekte
ısrar edince kanını almışlar. |
| 33.gün
– 1370 gr. Dünden bugüne 100 gr. Almış. Biraz fazla
olduğundan geri vereceğini düşünüyorlar. Ödem olmuş, her
yeri şişmiş, gözlerini açamadı. Enfeksiyondan olduğunu
düşüm nüyorlar “Hastane ortamında normalmiş!”. Oksijen
maskı ve antibiyotiğe devam. Mamayı biberonla alırken
yoruldu, ilk günlerdeki gibi boruyla verdiler. Oğlum boruyu
itmeye çalışıyor. Zaten gözüne maske taktıklarında da
eliyle itiyordu. Mamayı 25 cc.ye düşürdüler. |
| 34.
gün – 1390 gr. Bugün de gözleri, ayakları şiş. Nedenini
sordum. “Proteini fazla gelmiş olabilir” dediler. 2 tüp
kan Ürolaba götürdüm. Ultrason istediler, kaydını yaptırdım.
İlaç ve malzeme reçetesi verdiler. |
| 35.gün
– 1390 gr. Şişler inmiş. Doktora sorduğumda “Albumin vermeye
başladık, o yüzden şişleri indi, şimdilik sağlık durumu
iyi” dedi. Zaten hep baştan beri “iyi” demiyorlar. “şimdilik”.
Yani her an her şey olabilir. Bugün öğlen mamasını bitirdi.
Akşam mamasını bana verdirdiler. OĞLUMA İLK KEZ MAMA
VERDİM. Zavallım çok yoruldu, dibini bitiremedi. İnşallah
hasta olmaz. Oksijeni ve bağlı olduğu aletleri çıkartmışlar. |
| Oğlumuzu
bugün küvözden çıkartmışlar, hastanenin bezlerine ve hastanedeki
giysilere sarmışlar. Onu öyle görünce ne yapacağımı şaşırdım,
hemen evden kıyafet getirip giydirdim. Yoğun Bakım ünitesini
su bastığı için bütün bebekleri hasta çocukların olduğu
karşı odaya taşımışlar, buradaki çocukları çıkartmışlar.
Bana çocuğunuz enefeksiyon kapabilir, yarın bebeğinizi
teslim alın dediler. Ne yapacağımı şaşırdım Normalde bu
bebekler 2kg.a ulaşmadan hastaneden çıkarılmaz ama hastaneyi
su bastı diye bize teslim ediyorlar. Panik oldum. Burada
her yarım saatte ateşini tansiyonunu ölçüyorlar, ilaçlarını
ve kilosunu takip ediyorlar. Evde bunları nasıl yaparız?
|
49.gün
– 1688 gr. – 8 aylık OĞLUMUZU BİZE TESLİM ETTİLER!
BOY : 36cm. BAŞ ÇEVRESİ : 25 cm.
HEPATİT B AŞISININ İLKİNİ OLDU.
Özel hemşire ile beraber eve geldik. Hemşire odasını gördü,
sıcaklığı, beslenmesini tarif etti, beraber İLK BANYOSUNU
YAPTIRDIK. Oğlumuzla birlikte ilk günümüz. |
| Evde
annemle beraber oğluma bakıyoruz. Akşamları nöbeti Can
devralıyor. 3 saatte bir süt alması gerektiğinden benin
günümün çoğu süt makinasının başında süt sağarak geçiyor.
2,5 saate bir süt sağıyorum ve oğluşumu besliyorum. O
da çok küçük olduğundan çok ağır içiyor 50cc.yi 40-45
dakikada bitirebiliyor, Gaz çıkarması, altını değiştirmekle
gece ve gündüz devam bitiyor. Komşular ışığımızın hiç
sönmediğini söylüyorlarmış. Can çalıştığı için ve zaten
sütü de ben sağdığım için sabaha kadar 2-3 saat o da aralıklarla
uyuyabiliyorum, gündüzleri de fırsat buldukça uyumaya
çalışıyorum Allahım bana bir kuvvet verdiki bu kadar uykusuzluğa
dayanabiliyorum. |
| 11
ŞUBAT 1999 - KARA GÜN! |
Oğluşuma
Marmarada göz doktorundan randevusu var. Gittik ve pis
yerde diğer hastalarla beraber 1 saat bekledikten sonra
pis ve üçü de grip olan iki bayan ve bir erkek doktor
benim bile anladığım bir acemilikle ve ellerini dahi yıkamadan
ve maske takmadan sümüğünü çeke çeke tozlu bir yerde oğlumun
gözüne damla damlatarak beklettiler ve muayene ettiler.Sık
sık geleceğimizi söylediler.
Aynı hastanede iki kat aşağıda önlük giymeden vee bir
dolu talimatla odalarına aldıkları bebek için yapılan
şu muamele beni isyan ettiriyor. BİR DAHA ASLA buraya
kontrole oğlumu getirmem. Eve hasta olmaması için dua
ederek döndüm. |
| 17
ŞUBAT 1999 - KARA GÜN 2! |
| Böbrek
filmi için Marmara Hastanesinde randevumuz vardı. Oğluşumla
Timuçin ve Ergül'le beraber hastaneye gittik. Saatinde
gittiğimizde Timuçinden bir dolu malzeme istediler, muayene
yapabilmek için. Yaşlı böbrek hastalarıyla ve kanser vakalarıyla
beraber o pis hastanede 2 saat doktorun bizi muayeneye
almasını bekledik. Oğluşumun hastalanmasından çok korktum.
Biz eve kimseyi kabul etmiyoruz, salona bile çıkarmıyoruz
ama hastande tam bir pislik içinde iki saat bekliyoruz.
Daha sonra kaba bir doktor buz gibi bir karanlık odaya
bizi aldı ve oğlumu soymamı emretti. O soğukta oğlumu
soydum, çıplak bir şekilde büyük bir film makinasının
altına koydum, doktor pipisinden boru sokmaya başladı,
hem oğlum hem ben ağlıyorduk, korkunçtu. İşlem bitince
Allahıma şükrettim ve oğlumu sıcacık evimize hasta olmaması
için dua ederek götürdük. |
| İşe
başladım Oğluma annem bakıyor ve bir yardımcı kadın “Emine”
hergün geliyor. Annem bebek çok küçük olduğu için tedirgin,
kadına da alışık değil. Benim de aklım oğlumda. Allahtan
anlayışlı davranıyorlar, fırsat buldukça eve kaçıyorum. |
Eren
hanımla olanları konuştuktan sonra daha medeni bir ortamda
Academic Hospital’de Doç. Dr. Tayfun Barbek OĞLUMUNHASTANEDEN
SONRAKİ İLK GÖZ MUAYENESİni yaptı.
Bu tür bebeklerde göz problemi olacağından sık sık göz
kontrolüne geleceğiz. Doktor yarım saat ara ile 3-4 kere
oğluşun gözüne damla damlatıyor ve göz bebeklerinin büyümesini
bekliyor. Daha sonra hemşire ve ben oğluşu tutuyoruz,
doktor oğlumun gözünü kırpmaması için gözüne bir çengel
takıyor, tabi oğlum çıldırıyor, o gürültü kıyamette doktor
oğlumun gözlerini muayene ediyor, ama daha sonra oğlumun
huysuzluğu 2 gün sürüyor,sürekli ağlıyor, kusuyor, uyumuyor.
Oğlum çok çile çekiyor. |
| Yine
Acıbadem Hastanesi! Korkarak geldim. Bu kez KULAK MUAYENESİ
var. Ama bu sefer ortam gayet medeni idi. Oğlumun
kafasına kremler sürüp bir sürü alelet yapıştırıp bir
makinaya bağladılar. Ama oğlum hiç ağlamadı. Allah’a şükür,
iki kulağı da sağlammış. |
KİLO:
5330gr. BOY: 54.5cm. BAŞ ÇEVRESİ: 39.5cm.
Eren Hanım omuzlarının az geliştiğini ve fizik tedavi
vereceğini söyledi. |
| FİZİK
TEDAVİYE BAŞLANDI. Doktor Nadire hanım VOJTA HAREKETLERİ
gösterdi. Günde en az 4 kere 10’ar dakika yapacakmışız. |
OĞLUM
ÇENGELLİ İĞNE YUTTU!
Oğluş tatil sabahı 7’de uyandı, mamasını sabah 5’de yediği
için acıkmamış olduğundan yatağına oyuncaklar koyup odama
gittim, uykusu açılana a kadar oyalansın diye. 5 dakika
sonra hala sıkılmamış ve bağırmamış olması garip geldi
ve odasına gittiğimde yatağın başında yükseksekteki yastıkta
annemin aldığı at nalı şeklindeki gümüş nazarlığı ve zincirini
ağzına sokup çıkartarak neşeli bir şekilde oynuyordu.
Hemen zinciri elinden aldım ağlamaya başladı, fakat çengelli
iğneyi bulamıyordum. Yastıkta, yatağın aralarında, yerde
hiçbir yerde yoktu! Ben panik oldum, hemen Can’a bağırdım,
o da sıçrayarak uyandı ve oğluşu kucağına alıp, elini
ağzına soktu ve kusturdu ama çengelli eğneden eser yoktu.
Hemen Acıbadem Hastanesine gittik. Filmini çektiler ve
iğnenin gözükmediğini söylediler, sonra nedense bir film
daha çekelim dediler, bu filmde tam boğazında çengelli
iğne ağzı açık bir şekilde duruyordu! Acildeki doktor,
cerrahı evden çağırmaları gerektiğini söyleyince hemen
Eren hanıımı aradık. O da derhal Marmara Hastanesine gitmemizi,
kendisinin de oraya telefon edeceğini söyledi. Hemen oraya
gittiğimizde tabi tatil sabahı olduğu için gencecik doktorlar
vardı. Cerrah ameliyatta olduğu için bekledik, o da geldi
ve gençti. O arada Tevfik geldi, doktorlarla konuştu.
Cerrah, kendilerinin burada operasyon yapamayacaklarını
çünkü aletlerinin birinin çalışmadığını bebeği Cerrahpaşa
Tıp Fakültesine götürmemizi söyledi. Biz ve oğluş perişan
halde Cerrahpaşa’ya gittik. Allahtan Tevfik yanımızdaydı
ve yardımcı oldu. Doktorlar yine oğluşun kanını aldılar
ve bir daha film çekilmesi için bizi başka bir binaya
gönderdiler.Filmi getirdğimizde iğnenin aynı yerde durduğunu
gördük. Saat öğlen 11 olmuştu ve oğlumun boğazında iğne
4 saattir duruyordu
Endeskopi ile iğneyi almaya çalışacaklarını alamazlarsa
iğneyi mideye doğru iteceklerini ve daha sonra ameliyatla
alacaklarını söylediler. Oğluma serum bağladılar ve ameliyathane
hazır olunca çağıracaklarını söylediler. Hepimiz berbattık,
oğluşum ne olduğunu anlamadan koluna takılı şeyi ağzına
almaya, çıkarmaya çalışıyordu. Daha sonra ameliyathaneye
küçücük oğlumu hazırladılar ve onu büyükler için olan
sedyeye hademe yatırıp bizden aldı, götürdü. Orada beklemek
bir ömür gibi idi. Taşlara baktığımda oğlumun yüzünü gördüm
Can’ı çağırıp ona da gösterdim, taşlarda gördüğüm oğluşumun
yüzünü hiç unutmayacağım. Ömür gibi geçen 45 dakikadan
sonra hademe müjdesini istemeye önden geldi, sargı bezine
sardığı çengelli iğneyi bize verdi ve oğluşun iyi olduğunu
narkozdan ayıltmaya çalıştıklarını söyledi. Daha sonra
hademe kucağında oğluşla çıktı, oğluş yarı baygın vaziyetteydi
ve öğürüp duruyordu. 3-4 saat ayılmasını bekled,ikten
sonra bize oğluşun mamasını vermemizi eğer mamadan sonra
kusmazsa bizi göndereceklerini söylediler, oğluş kusmadı
ve bizi eve gönderdiler. Perişan halde ama bu badireyi
de atlatmış olarak eve döndük.Zaten maşallah takmıyorduk,
ama bir daha odasında ve hiçbir yerde ufak bir şey mi
asla! |
| 1
EKİM 1999 - OĞLUM İLK KEZ “BABA” DEDİ! |
| 15
EKİM 1999 - OĞLUM İLK KEZ SIRALADI. |
 |
OĞLUMUN
İLK DOĞUM GÜNÜ
3 GÜN KUTLADIK! 10 ARALIK- CAN'IN AİLESİ, 11 ARALIK- BENİM
AİLEM, 12 ARALIK- ARKADAŞLAR |
| 10
OCAK 2000 - OĞLUMUN İLK DİŞİ ÇIKTI! |
| ŞUBAT
2000 - OĞLUM ARTIK YÜRÜYOR! |
| 9
ARALIK 2000 - OĞLUMUN İKİNCİ DOĞUM GÜNÜ |
 |
Oğlumun
yüzünü köpek tırmaladı!
Sitede iki yavru köpeği görünce Umut da çok sevindi, köpekler
de. Hiçbir şey yapamadan Umut’un yüzüne pençesini geçirdi
bir tanesi. Tam gözünün altında bir pençe izi kaşdı. Babam
çok kızdı, kadına gidip köpeklerin aşılı olup olmadığını
sorduk. Kadın sitede oturuyormuş ve köpekler aşılıymış,
neyse kuduz aşısından kurtuldu. |
OĞLUMUN
DUDAĞINA DİKİŞ ATILDI!
Ben işteyken annemle parka gitmişler. Tahtaravallide ağzını
çarpmış, dişi dudağını kesmiş. Dr. Kandahar hem içerden
hem dışardan dikiş atmış. İki gün üst üste olay. Yine
birinin nazarı mı değdi ne. Hem annem hem Umut perişan
olmuşlardı. Annem yatıştırıcı almış, herhalde babam da.
İkisi de akşam 8’de uyuya kalmışlardı. Oğluşu Allah seni
beterinden saklasın. |
| Eren
hanıma gittik. Her zamanki gibi kustu, ama bu sefer az
hem de sonuna kadar ağlamadı. Kadıncağız da biraz konuştu.
Oğluma iki cümle kuruyor mu diye sordu. Halbuki oğlum
hikaye bile uyduruyor, herkes bu kadar düzgün ve çok konuşmasına
şaşırıyor. Bütün araba markalarını tanıyor ve parkta ve
yolda hepsinin ismini söylüyor. Önemli markaları biliyor.
Gazeteden özellikle market gazelerine bakmak ve bize okutmak
çok hoşuna gidiyor. Carrefour,Koçtaş. Migros, Şok, Bim
hepsini tanıyor.En çok jelibon yemeyi seviyor ve istiyor.
Annesi gibi Dancake ve tatlı seviyor. |
|
|