ANASAYFA
BİZ KİMİZ?
BİZİM HİKAYEMİZ
KATKIDA BULUNANLAR
İST.TIP FK. YENİDOĞAN
..... YOĞUN BAKIM ÜNİTESİ
MİNİ SÖZLÜK
...
PREMATÜRELİK
* Yenidoğan dönemi ve prematürite
* Prematüre doğumun nedenleri
* Bebeğim ne kadar prematüre?
* En önemli doktor kontrolleri
* Prematüre bebeklerin takibi
......-Perinatal döneme ait bilgi
......-Büyümenin izlenmesi
......-Nörogelişimsel değerlendirme
......-İşitmenin değerlendirilmesi
* Prematüre bebeklerde beslenme
* Prematüre bebeklerde aşı
 
SAĞLIK SORUNLARI
* Görme Bozuklukları
......- Prematüre Retinopatisi(ROP)
......- PVL ve Görme Bozukluğu
....... (Serebral Görme Engellilik)
......- Serebral Görme Bozukluğu
.....- Serebral Görme Engellilikte
...... Erken Teşhis ve Hekimlik
* Solunum Problemleri
......- RDS(Resp. Distress Send.)
......- Kronik Akciğer Hastalığı
......- Apne
......- RSV(Res. Sins. Virüs Enf.)
* Sepsis
* Sarılık
* PDA (Patent Duktus Arteriosus)
* Nekrotizan Enterokolit
* Nörolojik Sorunlar
......- Nör.Sorunlara Genel Bakış
......- Kafaiçi Kanamalar
......- Periventriküler Lökomalazi
......- Hidrosefali
....
CEREBRAL PALSY/SPASTİSİTE
* CP nedir? Nedenleri nelerdir? İlk 6 ayda görülen bozukluklar nelerdir? Nasıl Tedavi Edilir?
* Normal Çocuğun Gelişimi
* CP'li Çocuğun Taşınması
* CP'li Çocuğun Bakımı
....
FİZİK TEDAVİ
* Vojta terapi yöntemi nedir?
....

GENEL BİLGİLER

* Yürüteç Kullanılmalı Mıdır?
* Anne Sütü ve Emzirme
* Fincanla Beslenme Yöntemi
 
LİNKLER
* Türkçe İçerikli Sağlık Siteleri
* Yabancı Prematüre Siteleri

UYARI!
www.prematurebebegim.biz web sayfalarındaki bilgileri hiçbir zaman doktorunuzun tıbbi deneyimi ile mukayese etmeyiniz. Her zaman doktorunuzun önerilerine uyunuz!


Tasarım Nükhet Demiray

 
* GİRİŞ SAYFAM YAP
* FAVORİLERİME EKLE
SİZLERİN HİKAYELERİ
UMUT CESUR LALE
.
Umut Cesur 27 hafta 1 günlükken 1150 gr. ağırlığında doğmuş. Şu anda 2.5 yaşında.... Annesi Pınar Lale, oğlu için tutmuş olduğu günlüğü bizlerle paylaştı. Teşekkürler Pınar Hanım..
Pınar Hanım'a, oğlu Umut   ve tüm yakınlarıyla birlikte sağlık ve mutluluklar diliyorum....   26.06.2001
__________________________________
Pınar Lale; 1968 doğumlu, 11 yıllık avukat, özel bir şirkette hukuk müşaviri olarak çalışmaktadır.
Şu anda benim de problemim oğlumun boyunun biraz kısa olması ve iştah problemi. Ama hala oğlumun bu kadar sağlıklı, mutlu ve bu kadar zeki bir çocuk olduğuna, o günlerin geride kaldığına inanamıyorum ve Allah'a şükrediyorum. Bu olay benim gibi herşeyi programlı olan bir insana hiçbirşeyin planlanamayacağını, yarının ne olacağının belli olmadığını, yaşadığımız her sağlıklı anın kıymetini bilmemizi ve Allah'a şükretmeyi öğretti. Hayatta aldığım
en büyük ders Umut Cesur, benim sevgili oğlum. Herhalde sizler için de öyledir. O yüzden diger"normal" annelerin sorun ettikleri şeyleri hiç problem etmiyor ve oğlumu birazcık şımartıyorum. Çünkü bence o bunu hakediyor. Şimdi tek düşüncem ona güzel bir eğitim imkanı vermek... 
Pınar Lale
9 ARALIK 1998 – ÇARŞAMBA – saat 12.30 – Acıbadem Hastanesi
8 Aralık 1998 akşamı evde iştahla kurufasulye yedim. Sonra gece uyuyamadım.Gaz sancısı diye sabaha kadar dolandım durdum. Sabah işe telefon ettim, hastaneye gitmem gerektiğini söyledim. Beraber hastaneye gitmek için annemi aradım. Hava çok soğuk, kış, ayaz, sulu kar yağıyor. Annem Acıbadem Hastanesine taksiyle gitmemizi söyledi, ben ise çok yakın olduğundan yürüyerek gideriz, dedim. Yürürken dahi sancım devam etti, hastanede beklerken su geldi. Doktorum Arkun Hanlıoğlu hastanede yatacağımı doğum ihtimali olduğunu söyledi. Aradan 1saat geçtikten sonra ise doğumun başladığını ve bebeğin alınması gerektiğini söyledi. Normal doğum mu sezaryan mı tercih ettiğimi sordu. Çocuğun yaşama ihtimali çok zayıf olduğundan boşuna dikiş atılmasın diye normal doğum yapabilirmişim. Ama bu durumda çocuk çıkmak için zorlanacak, zaten gücü de olmadığından ölü doğum yapacaktım. Ben ise şoka girmiştim. 3 ay erken! Çocuğum doğum sırasında zorlanmasın diye sezeryan doğumu tercih ettim. Beni ameliyathanenin bekleme yerine aldılar. Üstümü çıkarıp ameliyat önlüğü giydirdiler ve elime, belime makinalar bağlayıp tek başıma odada bıraktılar. O arada karnımdaki oğlumla konuştum. Daha sonra Gülten ablamda ameliyathanenin bekleme yerine alındı benle konuşup elimi tuttu. Daha sonra ameliyathaneye aldılar ve beni bayılttılar.
Oğlumuz erkenden dünyaya geldi. 27 hafta 1 günlük, yani 6 ay 10 günlük. Doğum kilosu 1150 gr. Sezeryanla dünyaya geldi. Benden önce ameliyathaneden çıkmış. İlk annem, Gülten ablam, kayınvalide görmüş. Annem, “bu çocuk yaşar” demiş, her tarafı oynuyormuş. Küçücük şey! Hemen yoğun bakıma aldılar. Küvözde tutuyorlar. Her tarafına kablolar aletler bağlı. Ameliyathanede benden 3 parça miyom çıkarmışlar. Tahlil neticesinde normal çıktı.Ben o gün fiziken kendime geldim, ama kafam hiç yerinde değildi. Ağrı sızı hissetmiyordum Oğlumun yaşayıp yaşamayacağını, yaşarsa ne şekilde yaşayacağını düşünüyordum
11 ARALIK 1998
Öğlene doğru ben hastaneden çıktım. O ana kadar oğlumu görmek istemedim. Çünkü görürsem ve yaşamazsa bir daha o gözümün önünden gitmez ve ben yaşayamam diye düşünüyordum. Bana da hiç kimse git bak demiyordu. Sadece ağbim bana kızıyordu, hala görmedin mi diye. Ama hastaneden çıkarken oğluma veda etmek istedim eğer bir daha onu göremezsem diye. Onu yoğun bakım servisinde bana gösterdiler ve ondan kopmak çok zor geldi, daha hiç kucağıma almadan onu hastanede bırakıyordum. Hayatımda yaşadığım en büyük acıydı bu benim için. Can, beni annemlerin evine götürdü. Çok üzgündüm.
Bu arada herkes hepberaber oğlumuzun yaşaması için ne yapabiliriz diye düşünüyorduk. International Hospital, Amerikan Hastanesi, Cerrahpaşa ve Marmara Üniversitesi Hastanelerini araştırdık Sonunda Marmara Üniversitesine taşımaya karar verdik.İlknur da orada çalıştığı için bizim için en avantajlısı bu hastaneydi.
11 ARALIK 1998
Oğlumuzu Alman Hastanesinden getirttiğimiz tam teçhizatlı özel bir ambulansla Can, Uğur ağbim ve Cem Marmara Üniversitesine taşıdılar. Ama hep makinalara bağlı olduğu için çok riskli bir yolculuk yaptılar. Ambulansta bir doktor, bir hemşire vardı ve özel taşıyıcılar küvezi tutanakla teslim alıp tekrar Marmara Üniversitesindeki yoğun bakım servisine zabıtla teslim ettiler. Hafta sonu olmasına rağmen oğlumu doçent teslim almış. Oğlumuzun kilosu 750 gr.’a düştü.Bebek Yoğun Bakım Ünitesi Başkanı : Doç. Dr. Eren Özek i ve Doç Dr. İpek Hanım ve Doç. Dr. Hülya Bilgen var. Bu arada eve süt makinası kiraladık. Üç saatte bir makinaya süt sağıyorum ve Timuçin yada Can alıp hastaneye götürüyor. Ama çok az çıkıyor, Zaten oğlum da çok az alabiliyor. (10cc civarında). Onu da ağıdan mideye sokulan boruyla verebiliyorlar. Can hep hastanede, Timuçin de öyle. Devamlı birşeyler istiyorlar, ilaç, malzeme, tahlil, kan. Gece gündüz hepsi birbirine karıştı. Oğlumun henüz akciğerleri gelişmediğinden ağzındaki maskeyle oksijen vererek akciğer zarının birbirine yapışmadan gelişmesini sağlamaya çalışıyorlar. Oğlumun akciğerleri bu makineyle büyüyecek.Bu makine olmasaydı akciğer zarı yapışacak ve oğlum nefessiz kalacaktı. Allah kimseye vermesin. Her yarım saatte bir tansiyonunu ve ateşini ölçüyorlar,Ağzında solunum cihazı, gözlerinde maske bağlı ve ayrıca ayağından kalp atışlarını ölçen bir alete bağlı.Hemen her gün oğlumdan kan alıp küçücük tüplere dolduruyorlar ve tahlile gönderiyorlar.
19 ARALIK 1998
Oğlumuzun durumu geceye doğru kötüleşti. Üstelik bugün Can’ın doğum günü. Gece genç doktorlar nöbetçi ve hep telefonla hocalara soruyorlar. Kanının değişmesi gerektiğini söylediler. Bu değişim 5-6 saat sürdü. Can hastanede sabahladı, beni eve götürdüler. Oğlumun yaşamı pamuk ipliğinde ve elimizden beklemekten başka hiçbirşey gelmiyor. Yarın Ramazanın ilk günü ve Can bu haliyle oruç tutmaya başladı. Sarılık olayı nedeniyle gözleri bağlı, çıplak vaziyette ışık tedavisi yapıyorlar. Oğluşum üşüyecek diye çok korkuyorum.
31 ARALIK 1998
Bugün yılbaşı ve biz yoğun bakımdaki doktor ve hemşirelere pasta ile meyve suyu ve kola götürdük. Oğlumuza saat tam 12’de “UMUT CESUR” adını verdik. Onu çok çok çok seviyoruz. Ben onu küvözün içinden okşuyorum, onun da hoşuna gidiyor, biliyorum. Onunla konuşuyorum, iki tane de müzik kutusu var, hep onları dinletiyorum.
1 OCAK 1999
Doğalı 23 gün oldu. Kilosu 1110 gr. Allahtan tek dileğim sağlıkla şu hastaneden çıkması. Aklıma her türlü risk geliyor, yaşasa da kör olma, sağır olma veya spastik olma riski çok yüksek. Ne yapacağımı bilmiyorum.
3 OCAK 1999
25.gün – 1180 gr.   BUGÜN İLK KEZ OĞLUMU KUCAĞIMA ALDIM
6 OCAK 1999
28. gün – 1180 gr.  Mamasını biberonla alıyor. Ama çabuk yorulup bir kısmını çıkartıyor.   Gece yoğun bakıma büyük bir makina getirdiler, oğluşumu küvözden çıkartıp akciğer filmini çektiler. Solunumda güçlük olduğu için yine oksijen maskı taktılar.
9 OCAK 1999
31.gün – 1290 gr. Yeniden akciğer filmi çekildi Bana “önemli birşey yok” dediler. İdrar yollarında enfeksiyon saptanmış, antibiyotik vermeye başladılar. Akşam yedek kanı var mı diye sordular, var. Can’ın amcasının oğlu Capitol’de güvenlik müdürü ve bütün personeli getirmiş kan verdi, yine Hakan’ın ablası kan vermiş, 48 kilo imiş, kan alan hemşire çok zayıf olduğunu söylemiş, ama yine de kendisi vermekte ısrar edince kanını almışlar.
11 OCAK 1999
33.gün – 1370 gr.   Dünden bugüne 100 gr. Almış. Biraz fazla olduğundan geri vereceğini düşünüyorlar. Ödem olmuş, her yeri şişmiş, gözlerini açamadı. Enfeksiyondan olduğunu düşüm nüyorlar “Hastane ortamında normalmiş!”. Oksijen maskı ve antibiyotiğe devam. Mamayı biberonla alırken yoruldu, ilk günlerdeki gibi boruyla verdiler. Oğlum boruyu itmeye çalışıyor. Zaten gözüne maske taktıklarında da eliyle itiyordu. Mamayı 25 cc.ye düşürdüler.
12 OCAK 1999
34. gün – 1390 gr. Bugün de gözleri, ayakları şiş. Nedenini sordum. “Proteini fazla gelmiş olabilir” dediler. 2 tüp kan Ürolaba götürdüm. Ultrason istediler, kaydını yaptırdım. İlaç ve malzeme reçetesi verdiler.
13 OCAK 1999
35.gün – 1390 gr. Şişler inmiş. Doktora sorduğumda “Albumin vermeye başladık, o yüzden şişleri indi, şimdilik sağlık durumu iyi” dedi. Zaten hep baştan beri “iyi” demiyorlar. “şimdilik”. Yani her an her şey olabilir. Bugün öğlen mamasını bitirdi. Akşam mamasını bana verdirdiler. OĞLUMA İLK KEZ MAMA VERDİM. Zavallım çok yoruldu, dibini bitiremedi. İnşallah hasta olmaz. Oksijeni ve bağlı olduğu aletleri çıkartmışlar.
26 OCAK 1999
Oğlumuzu bugün küvözden çıkartmışlar, hastanenin bezlerine ve hastanedeki giysilere sarmışlar. Onu öyle görünce ne yapacağımı şaşırdım, hemen evden kıyafet getirip giydirdim. Yoğun Bakım ünitesini su bastığı için bütün bebekleri hasta çocukların olduğu karşı odaya taşımışlar, buradaki çocukları çıkartmışlar. Bana çocuğunuz enefeksiyon kapabilir, yarın bebeğinizi teslim alın dediler. Ne yapacağımı şaşırdım Normalde bu bebekler 2kg.a ulaşmadan hastaneden çıkarılmaz ama hastaneyi su bastı diye bize teslim ediyorlar. Panik oldum. Burada her yarım saatte ateşini tansiyonunu ölçüyorlar, ilaçlarını ve kilosunu takip ediyorlar. Evde bunları nasıl yaparız?
27 OCAK 1999
49.gün – 1688 gr. – 8 aylık OĞLUMUZU BİZE TESLİM ETTİLER!
BOY : 36cm. BAŞ ÇEVRESİ : 25 cm.
HEPATİT B AŞISININ İLKİNİ OLDU.
Özel hemşire ile beraber eve geldik. Hemşire odasını gördü, sıcaklığı, beslenmesini tarif etti, beraber İLK BANYOSUNU YAPTIRDIK. Oğlumuzla birlikte ilk günümüz.
28 OCAK 1999
Evde annemle beraber oğluma bakıyoruz. Akşamları nöbeti Can devralıyor. 3 saatte bir süt alması gerektiğinden benin günümün çoğu süt makinasının başında süt sağarak geçiyor. 2,5 saate bir süt sağıyorum ve oğluşumu besliyorum. O da çok küçük olduğundan çok ağır içiyor 50cc.yi 40-45 dakikada bitirebiliyor, Gaz çıkarması, altını değiştirmekle gece ve gündüz devam bitiyor. Komşular ışığımızın hiç sönmediğini söylüyorlarmış. Can çalıştığı için ve zaten sütü de ben sağdığım için sabaha kadar 2-3 saat o da aralıklarla uyuyabiliyorum, gündüzleri de fırsat buldukça uyumaya çalışıyorum Allahım bana bir kuvvet verdiki bu kadar uykusuzluğa dayanabiliyorum.
11 ŞUBAT 1999 - KARA GÜN!
Oğluşuma Marmarada göz doktorundan randevusu var. Gittik ve pis yerde diğer hastalarla beraber 1 saat bekledikten sonra pis ve üçü de grip olan iki bayan ve bir erkek doktor benim bile anladığım bir acemilikle ve ellerini dahi yıkamadan ve maske takmadan sümüğünü çeke çeke tozlu bir yerde oğlumun gözüne damla damlatarak beklettiler ve muayene ettiler.Sık sık geleceğimizi söylediler.
Aynı hastanede iki kat aşağıda önlük giymeden vee bir dolu talimatla odalarına aldıkları bebek için yapılan şu muamele beni isyan ettiriyor. BİR DAHA ASLA buraya kontrole oğlumu getirmem. Eve hasta olmaması için dua ederek döndüm.
17 ŞUBAT 1999 - KARA GÜN 2!
Böbrek filmi için Marmara Hastanesinde randevumuz vardı. Oğluşumla Timuçin ve Ergül'le beraber hastaneye gittik. Saatinde gittiğimizde Timuçinden bir dolu malzeme istediler, muayene yapabilmek için. Yaşlı böbrek hastalarıyla ve kanser vakalarıyla beraber o pis hastanede 2 saat doktorun bizi muayeneye almasını bekledik. Oğluşumun hastalanmasından çok korktum. Biz eve kimseyi kabul etmiyoruz, salona bile çıkarmıyoruz ama hastande tam bir pislik içinde iki saat bekliyoruz. Daha sonra kaba bir doktor buz gibi bir karanlık odaya bizi aldı ve oğlumu soymamı emretti. O soğukta oğlumu soydum, çıplak bir şekilde büyük bir film makinasının altına koydum, doktor pipisinden boru sokmaya başladı, hem oğlum hem ben ağlıyorduk, korkunçtu. İşlem bitince Allahıma şükrettim ve oğlumu sıcacık evimize hasta olmaması için dua ederek götürdük.
22 ŞUBAT 1999
İşe başladım Oğluma annem bakıyor ve bir yardımcı kadın “Emine” hergün geliyor. Annem bebek çok küçük olduğu için tedirgin, kadına da alışık değil. Benim de aklım oğlumda. Allahtan anlayışlı davranıyorlar, fırsat buldukça eve kaçıyorum.
1 MART 1999
Eren hanımla olanları konuştuktan sonra daha medeni bir ortamda Academic Hospital’de Doç. Dr. Tayfun Barbek OĞLUMUNHASTANEDEN SONRAKİ İLK GÖZ MUAYENESİni yaptı.
Bu tür bebeklerde göz problemi olacağından sık sık göz kontrolüne geleceğiz. Doktor yarım saat ara ile 3-4 kere oğluşun gözüne damla damlatıyor ve göz bebeklerinin büyümesini bekliyor. Daha sonra hemşire ve ben oğluşu tutuyoruz, doktor oğlumun gözünü kırpmaması için gözüne bir çengel takıyor, tabi oğlum çıldırıyor, o gürültü kıyamette doktor oğlumun gözlerini muayene ediyor, ama daha sonra oğlumun huysuzluğu 2 gün sürüyor,sürekli ağlıyor, kusuyor, uyumuyor. Oğlum çok çile çekiyor.
5 MART 1999
Yine Acıbadem Hastanesi! Korkarak geldim. Bu kez KULAK MUAYENESİ var. Ama bu sefer ortam gayet medeni idi. Oğlumun kafasına kremler sürüp bir sürü alelet yapıştırıp bir makinaya bağladılar. Ama oğlum hiç ağlamadı. Allah’a şükür, iki kulağı da sağlammış.
25 MART 1999
KİLO: 5330gr. BOY: 54.5cm. BAŞ ÇEVRESİ: 39.5cm.
Eren Hanım omuzlarının az geliştiğini ve fizik tedavi vereceğini söyledi.
13 MAYIS 1999
FİZİK TEDAVİYE BAŞLANDI. Doktor Nadire hanım VOJTA HAREKETLERİ gösterdi. Günde en az 4 kere 10’ar dakika yapacakmışız.
5 EYLÜL1999
OĞLUM ÇENGELLİ İĞNE YUTTU!
Oğluş tatil sabahı 7’de uyandı, mamasını sabah 5’de yediği için acıkmamış olduğundan yatağına oyuncaklar koyup odama gittim, uykusu açılana a kadar oyalansın diye. 5 dakika sonra hala sıkılmamış ve bağırmamış olması garip geldi ve odasına gittiğimde yatağın başında yükseksekteki yastıkta annemin aldığı at nalı şeklindeki gümüş nazarlığı ve zincirini ağzına sokup çıkartarak neşeli bir şekilde oynuyordu. Hemen zinciri elinden aldım ağlamaya başladı, fakat çengelli iğneyi bulamıyordum. Yastıkta, yatağın aralarında, yerde hiçbir yerde yoktu! Ben panik oldum, hemen Can’a bağırdım, o da sıçrayarak uyandı ve oğluşu kucağına alıp, elini ağzına soktu ve kusturdu ama çengelli eğneden eser yoktu. Hemen Acıbadem Hastanesine gittik. Filmini çektiler ve iğnenin gözükmediğini söylediler, sonra nedense bir film daha çekelim dediler, bu filmde tam boğazında çengelli iğne ağzı açık bir şekilde duruyordu! Acildeki doktor, cerrahı evden çağırmaları gerektiğini söyleyince hemen Eren hanıımı aradık. O da derhal Marmara Hastanesine gitmemizi, kendisinin de oraya telefon edeceğini söyledi. Hemen oraya gittiğimizde tabi tatil sabahı olduğu için gencecik doktorlar vardı. Cerrah ameliyatta olduğu için bekledik, o da geldi ve gençti. O arada Tevfik geldi, doktorlarla konuştu. Cerrah, kendilerinin burada operasyon yapamayacaklarını çünkü aletlerinin birinin çalışmadığını bebeği Cerrahpaşa Tıp Fakültesine götürmemizi söyledi. Biz ve oğluş perişan halde Cerrahpaşa’ya gittik. Allahtan Tevfik yanımızdaydı ve yardımcı oldu. Doktorlar yine oğluşun kanını aldılar ve bir daha film çekilmesi için bizi başka bir binaya gönderdiler.Filmi getirdğimizde iğnenin aynı yerde durduğunu gördük. Saat öğlen 11 olmuştu ve oğlumun boğazında iğne 4 saattir duruyordu
Endeskopi ile iğneyi almaya çalışacaklarını alamazlarsa iğneyi mideye doğru iteceklerini ve daha sonra ameliyatla alacaklarını söylediler. Oğluma serum bağladılar ve ameliyathane hazır olunca çağıracaklarını söylediler. Hepimiz berbattık, oğluşum ne olduğunu anlamadan koluna takılı şeyi ağzına almaya, çıkarmaya çalışıyordu. Daha sonra ameliyathaneye küçücük oğlumu hazırladılar ve onu büyükler için olan sedyeye hademe yatırıp bizden aldı, götürdü. Orada beklemek bir ömür gibi idi. Taşlara baktığımda oğlumun yüzünü gördüm Can’ı çağırıp ona da gösterdim, taşlarda gördüğüm oğluşumun yüzünü hiç unutmayacağım. Ömür gibi geçen 45 dakikadan sonra hademe müjdesini istemeye önden geldi, sargı bezine sardığı çengelli iğneyi bize verdi ve oğluşun iyi olduğunu
narkozdan ayıltmaya çalıştıklarını söyledi. Daha sonra hademe kucağında oğluşla çıktı, oğluş yarı baygın vaziyetteydi ve öğürüp duruyordu. 3-4 saat ayılmasını bekled,ikten sonra bize oğluşun mamasını vermemizi eğer mamadan sonra kusmazsa bizi göndereceklerini söylediler, oğluş kusmadı ve bizi eve gönderdiler. Perişan halde ama bu badireyi de atlatmış olarak eve döndük.Zaten maşallah takmıyorduk, ama bir daha odasında ve hiçbir yerde ufak bir şey mi asla!
1 EKİM 1999 - OĞLUM İLK KEZ “BABA” DEDİ!
15 EKİM 1999 - OĞLUM İLK KEZ SIRALADI.
10-11-12 ARALIK 1999
OĞLUMUN İLK DOĞUM GÜNÜ
3 GÜN KUTLADIK! 10 ARALIK- CAN'IN AİLESİ, 11 ARALIK- BENİM AİLEM, 12 ARALIK- ARKADAŞLAR
10 OCAK 2000 - OĞLUMUN İLK DİŞİ ÇIKTI!
ŞUBAT 2000 - OĞLUM ARTIK YÜRÜYOR!
9 ARALIK 2000 - OĞLUMUN İKİNCİ DOĞUM GÜNÜ
13 HAZİRAN 2001
Oğlumun yüzünü köpek tırmaladı!
Sitede iki yavru köpeği görünce Umut da çok sevindi, köpekler de. Hiçbir şey yapamadan Umut’un yüzüne pençesini geçirdi bir tanesi. Tam gözünün altında bir pençe izi kaşdı. Babam çok kızdı, kadına gidip köpeklerin aşılı olup olmadığını sorduk. Kadın sitede oturuyormuş ve köpekler aşılıymış, neyse kuduz aşısından kurtuldu.
14 HAZİRAN 2001
OĞLUMUN DUDAĞINA DİKİŞ ATILDI!
Ben işteyken annemle parka gitmişler. Tahtaravallide ağzını çarpmış, dişi dudağını kesmiş. Dr. Kandahar hem içerden hem dışardan dikiş atmış. İki gün üst üste olay. Yine birinin nazarı mı değdi ne. Hem annem hem Umut perişan olmuşlardı. Annem yatıştırıcı almış, herhalde babam da. İkisi de akşam 8’de uyuya kalmışlardı. Oğluşu Allah seni beterinden saklasın.
20 HAZİRAN 2001
Eren hanıma gittik. Her zamanki gibi kustu, ama bu sefer az hem de sonuna kadar ağlamadı. Kadıncağız da biraz konuştu. Oğluma iki cümle kuruyor mu diye sordu. Halbuki oğlum hikaye bile uyduruyor, herkes bu kadar düzgün ve çok konuşmasına şaşırıyor. Bütün araba markalarını tanıyor ve parkta ve yolda hepsinin ismini söylüyor. Önemli markaları biliyor. Gazeteden özellikle market gazelerine bakmak ve bize okutmak çok hoşuna gidiyor. Carrefour,Koçtaş. Migros, Şok, Bim hepsini tanıyor.En çok jelibon yemeyi seviyor ve istiyor. Annesi gibi Dancake ve tatlı seviyor.
Pınar Lale   26.06.2001
Pınar Hanım'a e-mail göndermek isterseniz tıklayın...