|
DOĞUM
Ertesi
gece (8 Mayıs) saat 23:30’da kanepede oturmuş televizyon
izliyordum. Islandığımı fark ettim. Hamileliğin son
dönemlerinde idrar kaçırılabileceğini okuduğum için
önce önem vermedim. Tuvalete gittim ama suyun akması
kesilmedi. Önce teyzemi, sonra doktorum Prof. Sina Tükel’i
aradım. Eşim üst kattaki atölyesinden gelmiş, merak
ve heyecanla bekliyordu. Doktorum doğumun başladığını
söyledi. 12 saat içinde bebek doğmalıydı. İnanamadım.
Henüz 34 haftalıktı ve kitaplara göre ciğerleri bile
gelişmemiş olabilirdi. Doğumu Amerikan Hastanesi’nde
yapmam planlanmıştı ama doktorum Alman Hastanesi’ne
gitmemi söyledi. Amerikan’da o tarihte erken doğum ünitesi
yoktu. Kendisi sabah gelecek ve büyük ihtimalle sezaryenle
bebeği alacaktı. Görmem için göndereceği doktorun adını
verdi, Dr. Ardaş Akdağ. Fazla hareket etmemeye çalışmamı
söylediği halde hiç hazırlamadığım hastane çantamı hazırlamak
için bol bol yürümek zorunda kaldım. Eşim merdivenlerde
inip çıkmaktan başka bir işe yarar durumda değildi.
Taksiye
atlayarak hastaneye gittik. 00:30’da odaya alındık,
takip edilmem için cihazlara bağlandım. Yatağa kuruldum
ve beklemeye başladık. Doktor Ardaş Akdağ gelip muayene
etti. Su neredeyse bitmiş, kalp atışları düzenli, ne
sancı, ne ağrı, ne rahimde açılma... Bu işin uzun süreceğini,
kendisinin başka bir doğuma gitmesi gerektiğini, benim
emin ellerde olduğumu, sabah Sina Bey’in gelip sezaryenle
bebeği alacağını söyledi. O anda işin ciddi olduğunu
anladım. Yataktan fırlayarak normal doğum yapmak istediğimi
ve buna kesinlikle kararlı olduğumu söyledim inatla.
Üzülerek bunun pek mümkün görünmediğini çünkü hiç sancım
olmadığını, doğum belirtisi bulunmadığını ve çocuğu
içeride tutmaya çalışmanın tehlikeli olduğunu sabırla
açıkladı. Umurumda bile değildi.
Mutsuz
ve endişeli bir halde yatmaya devam ettim yatakta. Saat
sabahın 3:00’ü, tarih de 9 Mayıs 1996 olmuştu. Bir saat
kadar sonra çok hafif ve derinden, regl sancısına benzer
bir sancı başladı. Gülerek filmlerde doğum yaparken
haykıran kadınlarla alay etmeye başladım. Bu kadarcık
sancı için ortalığı birbirine katıyorlardı. Keyfim yerindeydi.
Gelen bir doktor rahmin açılmaya başladığını ama en
fazla 2 santim olduğunu söyledi. 10 santim olması gerekiyordu
tabii. İlk doğumda bu açıklığa ulaşması saatler sürermiş.
Saat 5 civarında sancılar şiddetlenmeye ve sıklaşmaya
başlamıştı. Problemli bir durum olduğu için sakinleştirici
veya uyuşturucu kullanılamıyordu. Saat 7’yi geçerken
ben yatakta dizlerimin üstünde oturur ve haykırır vaziyetteydim.
Ikınmak istiyordum. Ablam telaş içinde birilerini bulmaya
gitti. Bir yandan da midem bulanıyor, arada bir tuvalete
gidip istifra ediyordum.
Önce
telaş içinde hemşire, ardından da Dr. Ardaş Bey koşarak
odaya girdiler. Doktor uzun bir mücadeleden sonra beni
sırtüstü getirmeyi başarıp muayene etti ve odadan koşarak
çıkarken bir yandan da cep telefonundan “Sina Bey, gelin,
çabuk, bebek geliyor” diye bağırmaya başladı. Bundan
sonraki dakikalarda ben sadece ıkınmamaya çalışarak
doktorumu bekledim. Beni sedyeye alarak doğumhaneye
götürürlerken koşarak doktorum geldi. Butun ricalarımıza
karşın eşimin doğuma girmesini sakıncalı buldular.
07:45’te
doğumhaneye alındım. Israrla sırtüstü yatmamı söylüyorlar,
bense iki büklüm öne doğru eğilmek istiyordum. Sırtüstü
yatmak sancımı artırıyordu.
Küçücük
doğumhane giderek kalabalıklaşıyordu. İçeride bulunanların
kimliğini sonradan öğrendim. Doktorum Sina Bey, Ardaş
Bey, narkozitör, yardımcısı, üç tane yenidoğan doktoru
(Raif Bey, Dilek Hanım, Emin Bey), bir tanesi yeni doğan,
prematüre ve çocuk bölümü başkanı olan Doç. Dr. Raif
Üçsel, iki doğum hemşiresi, iki bebek hemşiresi, benimle
beraber 12 kişi. Bebeği de sayarsak 13. Ben bu kadar
insanın benim için orada olduklarını düşünemediğim için
içimden, tam da stajyerleri çağıracak zaman bulmuşlar
diye geçiriyordum. Beni yatırmayı başardıklarında hevesle
beklediğim cümleyi duydum. “Ikının” Bir saniye daha
beklemeye lüzum yoktu. Ikındığım anda bebeğin çıktığını
hissettim ve gözlerimi koridorda, sedyede açtım. Epizyotomi
yapılmıştı, dikiş için de uyutulmuştum, erken doğum
olduğu için bebek zarar görmesin diye oldukça geniş
bir epizyotomi yapılmıştı.
Bir
süre sonra bebeğimi tanışmamız ve emzirmem için odama
getirdiler. Turuncu suratlı, esmer, yüzü gözü yara bere
içinde (yüzde ekimozi)... Yolları yüzüyle açmış ve kafa
tepesi yerine yüzüyle gelmiş. Meraklı ve aceleci olduğu
şüphesizdi.
34
haftalık, normal spontan doğum, bütün bulgular normal,
2.440 gram, 48 santim, kafa çapı 34 santim. Apgar sonuçları
1. dakikada 9, 5. dakikada 10. Ciğerleri tamamen gelişmiş.
Erken doğması için hiçbir neden yok. Hazır hissetmiş,
doğmaya karar vermiş ve doğmuş. O gün bugündür her şeyi
zamanından erken yapıyor zaten.
İki
gece sonra bir doktor yanıma gelerek turuncu suratının
nedenini açıkladı. Sarılık! Doktorun yanımdan ayrılmasını
bekledikten sonra ağlamaya başladım. Bebeğim ölecekti.
Hamilelikle ilgili kitaplarım yanımda yoktu, olsaydı
hemen ilgili bölümleri okurdum. Fototerapi alacağını
söylediler. (12.9 mg/dl.) 6 hafta erken doğduğu halde
kuvöze bile girmemiş çocuğum ağır hastaydı. Sabaha kadar
ağladım kimseye çaktırmamaya çalışarak. Sabah eşim kitaplarımla
geldi, ben de sakinleştim. Kızım 2 kere fototerapi aldı,
gidip onu izledik. Poposu havada, gözünde gözlükler,
keyifle güneşleniyordu. Teninin rengi yavaş yavaş düzeldi.
Biz de hastaneden çıktık. Eve gelmemizin ertesi günü
11,24’e düştü. Siyah saçları zamanla dökülüp yerine
sarı tüyler çıktı.
|